"Türkiye'de fikren değilse bile ruhen CHP'li olan çok geniş bir kesim var" demiştim dünkü yazımda. Cümleyi tekrar okuyunca, "değilse bile" yerine "değil ama" demenin daha doğru bir ifade olacağını fark ettim.
Evet, klasik CHP tabanı dışında bir kitleden söz ediyorum. Bilumum CHP küskünlerini, eski solcuları, genel olarak sol tandanslı kamuoyunu, kendini "ilerici-çağdaş" olarak tanımlayan kesimleri...
Benim bu grup içinde yer alan çok tanıdığım var; aslında neredeyse bütün doğal çevrem bu kesim içinde yer alıyor. Onları biraz daha tarif edersem, siz de etrafınızda ne kadar çok olduklarını anlayacaksınız.
Aslında bunlar hayatları CHP'ye veryansın etmekle geçen insanlar... CHP'yi asla beğenmemiş, sürekli küçümsemişler. Hep CHP'nin Avrupai sosyal demokrat partilerden ne kadar uzak, halktan ne kadar kopuk, ne kadar jakoben olduğunu anlatıp durmuşlar. Devletten fazla devletçiliğinin, darbeci genlerinin farkındalar. Ne var ki, yine de gözlerini bir türlü CHP'den alamıyorlar. CHP içindeki klik mücadelelerini "en hayati siyasi olay" gibi algılıyor; CHP içindeki bütün hizipleri ezbere biliyor, her kurultayda Türkiye'nin siyasi kaderi çiziliyormuşçasına heyecanlanıyorlar.
Peki bir insan, çizgisine bu kadar karşı olduğu bir siyasi partiyle neden bu kadar yakın, neredeyse "duygusal" bir ilişki kurar? Sanırım her şeye rağmen kendisini bu partiyle ideolojik olarak "akraba" hissetmeye devam ettiği için...
Ne var ki onlar bunu inkar ediyor ve CHP'ye gösterdikleri yakın ilgiyi şöyle açıklıyorlar: "Demokrasinin sağlıklı gelişmesi için doğru dürüst bir ana muhalefet partisi şart!"
Bu "şart"ın iki türlü açıklaması yapılıyor:
Birincisi, CHP'nin varlığının ve "doğru dürüst" bir ana muhalefet haline gelmesinin, iktidar partisinin yozlaşmasına ve otoriterleşmesine karşı en önemli sigorta olduğu açıklaması. Eğer bu sigorta işlemezse, AK Parti'nin tek parti diktatörlüğüne dönüşmesi işten bile değil.
İkincisi de CHP "doğru yol"a gelip Türkiye'nin yaşadığı büyük değişim sürecine onay vermediği sürece; yani değişim iktidar ve ana muhalefetin konsensüsü ile değil de sadece iktidarın inisiyatifi ile gerçekleştiği takdirde, reformların sürdürülemeyeceği, mutlaka bir noktada tıkanacağı; bu tablonun aşırı kutuplaşma, keskin toplumsal bölünmüşlük ve hatta kaos hali doğuracağı düşüncesi...
Hemen belirteyim ki, CHP'nin devletçi-vesayetçi çizgisini değiştirip demokrasi saflarına katılması elbette çok iyi olur. Değişimi kolaylaştırır, demokratik denetim mekanizmalarının daha iyi çalışmasını sağlar. Dolayısıyla, Türkiye'nin iyiliğini isteyen herkes gibi ben de böyle bir gelişmeden sevinç duyarım.
Ama bunu arzulamak başka şeydir; demokrasi için "olmazsa olmaz" saymak başka...
Nitekim pekâlâ da oluyor...
AK Parti sekiz yıldır CHP'nin bütün engellemelerine rağmen demokratik reformları sürdürmeyi becerdi. Üstelik de -iddiaların aksine- tek parti diktatörlüğüne de dönüşmedi.
Çünkü bu klişe geçmişe ait bir durumu ifade ediyor.
Bundan 30-40 yıl önce, ana muhalefet partisinin iktidarın yegane denetçisi; demokratik rejimin baş güvencesi olduğunu söylemek doğru olabilirdi.
Ama toplumların eskisine göre çok daha örgütlü olduğu; siyaseti çok daha yakından ve etkili bir biçimde denetlediği; toplumsal katılımın derinleştiği; iletişim imkânlarının olağanüstü arttığı günümüz şartlarında durum böyle mi?
Bugünün ana muhalefeti, bütün toplumdur. Dikkatli, meraklı, külyutmaz, kendisini yönetenlerin ne yapıp ne yapmadığını an be an izleyen, anında tavır koyan bir sivil toplumun gerçekleştirdiği "ana muhalefet" yanında CHP'nin lafı mı olur?
Bütün toplum, gözünü dikmiş siyaseti izliyor. Beğenmediği bir politikaya karşı yarım saat içinde internet üzerinden protesto kampanyaları düzenliyor. Tek bir gazete ya da televizyon programı bütün muhalefet partilerinin topundan daha etkili muhalefet yürütebiliyor. Tek bir sivil toplum kuruluşu el attığı konuda yürüttüğü mücadeleyle gündemi belirleyebiliyor; iktidarların tozunu atabiliyor. Yolsuzlukları, usulsüzlükleri deşifre ediyor. Sümen altı edilmiş dosyaları raflardan indirip siyasetçilerin gözüne sokuyor. Her kurumun içinden dürüst ve demokrat insanlar derin devletin sırlarını açığa çıkartıp sistemi saydamlaştırıyor.
Şartlar böyleyken, "Etkili bir muhalefet partisi yoksa demokrasi işlemez" tekerlemesini tekrarlayıp durmak ne derece doğrudur?
Doğrusunu isterseniz, eğer CHP yeni Türkiye'yle uyumlu bir siyasi partiye dönüşemezse olan kendisine olur. Bugün Kılıçdaroğlu-Sav arasında parçalanır; yarın başka iki isim etrafında yeniden parçalanır ve sonunda un ufak olup siyaset tarihi müzesindeki yerini alır.
Ama Türkiye'ye bir şey olmaz. Toplumdaki bu dinamizm sürdükçe, siyaset toplumsal tarafından kuşatılmaya devam ettikçe demokrasi yürüyüşü de sürer gider.
Yok olup giden partilerin yerine yenilerini yarata yarata...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder