19 Kasım 2010 Cuma

Yazarlar - İHSAN DAĞI - Bosna'da Osmanlı Bayramı

 

Saraybosna... 'Gazi' Saraybosna... Dört yanını kuşatan barbarlara karşı şehri, yani medeniyeti savunan insanların şehri. Dört yıl kuşatma altında saldıranların da insanlığını savunan şehir... Çokkültürlülüğün, hoşgörünün, barışın başşehri...

İşte bu şehirde, bayramı hakikaten hak eden şehirde Kurban Bayramı'nı yaşamak ne güzelmiş.

Saraybosna'da şehir sizi, 'Bayram şerif mübarek olsun' yazılarıyla karşılıyor. Bayram boyunca ağızlardan düşmeyen cümle bu...

Bayram sabahı sokaklar hareketli, camiler dolu. Namaz vaktinden bir saat öncesinde camiler avlulara taşmış halde. Başçarşı'nın orta yerinde Gazi Hüsrev Bey Camii Boşnakların nabzının attığı yer. Karşısındaki vakıf medresesiyle bu çarşıya ruh üflüyor sanki. Medreseden camiye, camiden medreseye bakmak bir ziyafet; görsel ve ruhani bir ziyafet.

Bayram hutbesinde Reisül Ülema Mustafa Ceriç kürsüde. Karşısındaki cemaatinin içinde, en önde diz çökmüş oturan Bakir İzzetbegoviç de var; Boşnakların mili kahramanı Aliya İzzetbegoviç'in oğlu ve mevcut cumhurbaşkanı...

Arefe gününü hatırlıyorum; Başçarşı'nın biraz yukarısında bir şehitlik... Binlerce şehit ve ortalarına aldıkları 'bilge kral, Aliya'. Gün batıyor, şehitlik ağarıyor; beyaz baştaşları aydınlatıyor ortalığı. Ve Aliya'ya okunan Yasin'e karışıyor ezan sesleri. Yamaçlardan, tepelerden, dört bir yandan yükselip, şehre dağılıyor... Bosna'da geçmiş geleceğe karışıyor.

Reisül Ulema Ceriç'in hutbesinde Arapça ve Boşnakçanın yanına serpiştirilmiş Türkçe ifadelerle kendime, Saraybosna'da bayram sabahına dönüyorum. Boşnaklar bayramı hakikaten ciddiye alıyorlar. Herkes şık, tertemiz; bayramlıklar giyilmiş. Bunu daha sonra Başçarşı'yı gezerken de anlıyoruz. Dükkânların çok büyük bir kısmı kapalı. Çünkü bayram; bayramda çalışmak değil, bayramlaşmayı tercih ediyor Saraybosnalılar.

Bayram şerif hayırlı olsun dediğinizde 'Allah razı olsun' cevabını alıyorsunuz. Ayrılırken 'Allah'a emanet' sözü dökülüyor dillerinden. Aslında emanet onlarda; Osmanlı'nın mirasını, çokkültürlülük mirasını onlar taşıyor. Bu mirası aldıkları geçmişle de hiçbir sorunları yok... Burada Kemalist bir 'devrim' yaşanmadığı için tarihle de, gelenekle de barışıklar.

Bayram olur da 'Kimse Yok mu?' olmaz mı? Türkiye'nin dünyaya ulaşan bu vicdanlı eli Bosna'ya da uzanıyor. Bu soru sorulmadan 'biz varız'larını duyuyoruz. Yöneticileri ve binlerce gönüllüsüyle bayramda 4 bin aileye kurban eti ve hediyeler dağıtıyor. Hediye ulaştırılan aileler sadece Boşnaklar değil; Sırp ve Hırvatların da kapılarını çalıyorlar. Düzenledikleri bayramlaşmayla yüzlerce Türk'ü ve Boşnak'ı bir araya getiriyor. En ilginç ve hatırlanası etkinliği ise Başçarşı'da neredeyse tüm gün süren 'bayram kavurması' dağıtması. Sokakta kurulan bir şölene dönüyor Kurban Bayramı...

Türkiye sivil toplumunun öncü birlikleri, 'akıncılar'ı kuşkusuz 'Türk okulları'. Bosna'da toplam sekiz orta dereceli okul ve bir üniversite, Uluslararası Burç Üniversitesi kurulmuş. Okul çalışmalarının savaş henüz devam ederken başladığını duyduğunuzda şaşırmıyorsunuz eğer bu insanları tanıyorsanız.

TİKA da inanılmaz işler yapmış; okullar, köprüler, camiler, hastaneler, öğrenci bursları, tarım projeleri... Türkiye'den özel sektör yatırımlarının azlığı herkesin şikâyetçi olduğu konu. Oysa turizmden enerjiye yatırım yapılacak alan çok.

Bosna'da bayram, Mostar'da hüzün yok artık... Mostar, Neretva nehrinin üzerinde Mimar Sinan'ın zarif bir gerdanlık gibi taktığı köprüsüyle büyülü ve buğulu bir güzellik; 17 yıl önce barbarların saldırdığı bir medeniyet abidesi... Ve şimdi yine ayakta. Köprünün girişinde Bosna ve Türk bayrakları yan yana... Türkiye'nin katkısının olduğu neredeyse her noktada manzara bu...

Mostar yakınlarındaki Sarı Saltuk (Blagay) Tekkesi bu topraklara 'bayram'ın kimlerden yadigâr olduğunu hatırlatıyor. 'Buna nehri'nin gözüne, devasa kayaların altına kurulmuş bir tekke. Akıl almaz, tasviri imkânsız bir mekân... Hayatın sadece kıyısına tutunmakla yetinen ama hikmetinin merkezine göz diken dervişlerin mekânı...

Bosna'da bayram huzur verici. Bosnalıların da huzuru daim olur inşallah...

Yazarlar - İHSAN DAĞI - Bosna'da Osmanlı Bayramı - ZAMAN GAZETESİ [İnternetin İlk Türk Gazetesi]

Yazarlar - MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE - 'Beyaz' aydınların düşüşü

 

Etyen Mahçupyan'ın başlattığı tartışma ilham verici ve yol gösterici. Birilerinin ipliğini pazara çıkartıyor. O iplerle kaç masum insan ipe çekildiği için görülmesi gereken bir hesabı da gündeme getiriyor. Yeniden başlayan köşe komşuluğuna 'hoş geldin' demek için bu tartışma iyi bir vesile.

Merkez medyanın ürettiği ve parlattığı köşe yazarlarından 'safra olmayı kimlikleştirenler' diye bahsediyor Mahçupyan ve Ertuğrul Özkök'ü merkezin safralarından biri olarak takdim ediyor. 'Türkiye'de ideolojik ve siyasî merkezin kısmî çöküşü ile birlikte' bu safraların da yaşam alanı kalmıyor. Türkiye'nin geçirdiği köklü dönüşümü analiz eden farklı ama kritik bir perspektif.

Gramsci'nin gösterdiği gibi aydınlar toplumsal bir kategori değildir. Tersine her toplumsal zümre kendi özel aydın tabakasına sahiptir. Türkiye'de 27 Mayıs'tan itibaren sivil-askerî hegemonya kendi çıkarlarını temsil eden ve meşrulaştıran bir aydın tabakası oluşturdu. Mahçupyan'ın işaret ettiği safralar işte bu kesim. Askerî vesayet düzeninin tasfiyesi ile birlikte bu safraları besleyecek ve taşıyacak kaynaklar da tükendi artık.

Bu safraların talihsizliği, çok düşük profile sahip güç sahiplerine hizmet etmekti. Kaba gücü meşrulaştırmak zordur. Böyle zorlu ve ahlâk dışı bir görevi üstlenenlerin, peşinen bir yığın ahlâkî zaafa sahip olmanın yanında birçok meslekî deformasyonun cenderesinden de geçmesi gerekir. Boyacı çocukları gözünüzün önüne getirin. Elindeki kalemi bir kadife parçası gibi kullanıp askerin postalını parlatıyorlar. Sonra ayna gibi parlattıkları postalda gördükleri akislerine hayran oluyorlar. Yıllar boyu postaldaki aksine hayran olan bu adamların kibirli kibirli ortalıkta dolaşmasını seyretmedik mi?

Etyen Mahçupyan'ın kaleminden çıkan bir köşe yazısı ile Ertuğrul Özkök'ünkini karşılaştırın. Mahçupyan sağa sola yalpalamadan, muradını sağlam bir muhakeme ile anlatır. Katılırsınız veya katılmazsınız. Özkök'ü okurken katılmak veya katılmamak gibi bir şansınız yoktur. Okurken önce elinizin vıcık vıcık olduğunu hissedersiniz. Hem bir şey söylemekte, hem de söylememektedir. Söylediklerine itiraz edemezsiniz, çünkü 'ancak'lar ve 'ama'larla itirazlarınız da karşılanır. O kadar komploya-kana bulaşmış ve varlık sebebi güce hizmet etmek olan bir kalemin var olma biçimidir bu. Hizmet ettiği güç tarih olunca geriye bu kalemin bukalemun gibi yeni bir kalıba dökülmesi kalır. Ama safralar, adı üzerinde safradır. Ağır gelince atılır.

Bu kalemlerin ortak özelliği fikirlerine değil, dayandığı yere güvenmektir. Okuyanlar onları zaten bir yerin temsilcisi olarak okudukları için onlar da rahatça birinci tekil şahısla yazarlar. Okuyucu onların analizlerini ve yorumlarını değil ne düşündüğünü merak ettiği için okumaktadır. Elbette onların değil.

'Beyaz Türk' tabiri, bu zümrenin kibrinin ve görgüsüzlüğünün bir alameti oldu. Toplumumuzda aristokratik gelenekler yok. Kendisine 'Beyaz Türk' diyenlerin tamamı sonradan görme orta sınıf takımı. Bu takım bir yandan kendilerine bir toplumsal taban bulmak, öbür taraftan postal parlatıcısı rolünden sıyrılmak için kendi şehir efsanelerini üretmeye giriştiler. Güç ve iktidar sahiplerinin devşirdiği kalemlerin üstünlük iddiası, ancak ağızlarını-burunlarını silerken yüzlerine bulaşan boya karasını postalın aksinde fark edemedikleri için ileri sürülür. Ellerindeki komplo ve kan bulaşığı olmasa komik görünürler.

Mahçupyan, Türkiye'deki dönüşümün önemli işaretlerinden birini bize anlatıyor. Köhnemiş tarihsel blok dağıldı. Türkiye'nin seçkinleri değişiyor. Akıl dışı olanı meşrulaştırmak için kerametler yumurtlayanların devri sona erdi. Toplumla organik bağı olanların, makul ve mantıklı şeyler söyleyenlerin devri başlıyor.

Yazarlar - MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE - 'Beyaz' aydınların düşüşü - ZAMAN GAZETESİ [İnternetin İlk Türk Gazetesi]