10 Haziran 2011 Cuma

Yine hayal kırıklığı - Oray Eğin

Seçimden önceki son yazım bu. Bir daha pazartesi günü burada olacağım - Umarım! Türkiye en önemli eşiği atlatmış olacak, önümüzü daha net görmeye başlayacağız. Bu seçim Türkiye'nin de geleceğini şekillendirecek, nasıl bir ülke olacağımız iyice belirginleşecek. Kısa sürede çok şey değişiyor bu ülkede. Sekiz buçuk yıl öncesiyle bugünü kıyaslasanıza, bambaşka bir Türkiye var artık.
Etrafımda pek çok kişi AKP'nin bu seçimde rekor oyla iktidara geleceğine inanmıyor. Benim gibi Başbakan Erdoğan'ın 2023'e kadar Türkiye'nin lideri kalacağına inanan da pek yok.
Öte yandan, bunu söyleyenlerin hemen hepsi bir şekilde AKP'nin yeniden iktidarı alacağını da düşünüyor.
Çok daha ufak bir azınlık 'mucize' bekliyor seçimden.
İstanbul'daki Dalan-Sözen kapışması gibi bir sonuç çıkacağını, CHP'nin bir şekilde aradan sıyrılabileceğini, en azından bir koalisyon olabileceğini umut ediyorlar. AKP'nin 'tepe noktasına' ulaştığı, bu aşamadan sonra sadece 'devrilme' çizgisine geçebileceği teorileri bile var.
Her yorumu dinliyorum.
22 Temmuz 2007'de Zekeriyaköy'de bir arkadaşımızın terasında seçim sonuçlarını izlemeye hazırlanıyorduk. Hemen herkes sandıktan CHP-MHP koalisyonu çıkacağına emindi. Bütün arkadaşlarımız heyecanla geldi, sofralar kuruldu, içkiler içildi, muhteşem bir yaz akşamında televizyonun başına geçtik.
Daha ilk açılan sandıklarda herkesin yüzü düştü. Hiçbirimiz yüzde 47'lik bir sonuç beklemiyorduk. Hatta AKP'nin yeniden iktidar olmasını bile beklemiyorduk.
Bu yaşadığımız ilk hayal kırıklığıydı.
Belediye Başkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul Belediye Başkanı olacağına da inanmıştık. Bir sürü insan sırf Kılıçdaroğlu'na inandıkları için işlerinden güçlerinden fedakarlık yaparak kampanyaya destek oldu, koşturdu. Gecenin bir saatinde Beyoğlu'nda sandıklara sahip çıkarken saldırıya uğrayan kadın arkadaşlarımın öfkesini hiç unutmam mümkün değil.
Sonunda ne oldu? Beyoğlu da gitti İstanbul da...
Referandumda 'Evet' çıkacağını tahmin ediyordum ama sadece bir-iki farklı sonuç öngörüyordum. Bu da tutmadı.
AKP'nin pazar günü yapılacak seçimlerde oy kaybedeceğini düşünenlerin en büyük dayanağı yerel seçimde alınan yüzde 38'lik oy. 'Son seçimdeki oyu bu kadar' diyorlar. Bense 'Son seçimdeki oyları yüzde 58' diyorum ve hesabı ona göre yapıyorum. Referandumun iktidara bir tür güvenoylamasına dönüştüğünü kim inkar edebilir?
Bir de fazla basılan oy pusulaları, son seçimden bu yana seçmen sayısında yaşanan astronomik artış üzerine inşa edilen teoriler var.
Önümüzdeki bir-iki sene içinde ekonomik dip yaşanacağını, AKP'nin asıl bundan yıpranacağını, bu sayede iktidardan gideceğini hesap edenler de var.
Son sekiz buçuk yıldır muhalifler, Türkiye'nin gidişatından memnun olmayanlar önlerine sürekli birtakım eşikler koyuyor. Önce seçimler, referandumdu, şimdi ekonomik kriz, olası bir Cumhurbaşkanlığı krizi, hatta 2015 hesapları. Hatta Kürt sorunu bile...
Ama bütün bu dönemeçlere gelindiğinde bütün umutlar sönüyor. Hiçbir eşik ona anlam yükleyenlere beklenen sonucu vermiyor.
Keşke dış faktörlere umut bağlamak yerine iktidara alternatif olabilecek dinamizmde bir muhalif hareket oluşsaydı... Ama sanırım bu eşikler, dış faktörlere bağlı beklentiler umudunu kaybetmeyen, hala iyimser olanları hayata bağlıyor olmalı.
Epey bir süredir hayalciliği bıraktım, daha fazla hayal kırıklığı yaşamamak için.
12 Haziran seçimlerinden bir sürpriz beklemiyorum. Çıkacak sonuç arzu ettiğim bir siyasi tablo mu olacak? Hayır. Ama hangi sonuçtan benim istediğim bir tablo çıktı ki...
Bu aşamadan sonra da yeni eşikler belirlemek, sonucu gelmeyecek bir mücadeleye girmenin de bir karşılığı yok.
Bu çıkan sonuca boyun eğileceği anlamına gelmemeli ama. Teslim olmaktan da bahsetmiyorum. Ama sonucu kabullenmek, bu sonuçla uzun yıllar yaşayacağımız gerçeğiyle yüzleşmek şu anda tek seçenek. İsteyelim istemeyelim, beğenelim beğenmeyelim, sandık demokrasisi budur: İnsanların seçimi.
Yine hayal kırıklığı - Oray Eğin

Erdoğanın elindeki gelecek

mumtazerturkone

Bu ülkenin geleceğini tek başına AK Parti lideri elinde tutuyor. Geri kalanın elinde sakladığı şey sadece geçmişten ibaret. Geleceği durdurmak, geçmişi yaşatmak telaşındalar.

Sadece Erdoğan... Bir politikacıdan yeni dinledim. AK Parti adayı yaşlı teyzenin kapısını çalıyor. 'Ne istiyorsun?' sorusuna sevecen 'Oyunu istiyorum ana.' cevabını veriyor. Yaşlı teyze kaplan gibi 'Sana verilecek oyum yok. Ben oyumu Tayyip'e vereceğim.' cevabını yapıştırıyor. Adaylar, partiler, kurumlar, sözler, politikalar değil; sadece bir kişi. Elinde Türkiye'nin geleceğini tutan bir adam var.

Siyasî rekabeti, bugünü geleceğe taşıyan ilerici güçlerle, eskide direnen ve eski düzeni sürdürmeye çalışan gerici güçler arasında bir mücadele olarak düşünebilirsiniz. Birileri sahip olduğu her şeyi; gücünü, servetini, ayrıcalıklarını sürdürmeye çalışıyor. Bu yüzden yeni olan her şeye direniyor. Onun derdi ülkenin ilerlemesi, milletin refaha ulaşması, devletin güç ve şevket sahibi olması değil; sadece kendisine ait olanı korumak. Ülke küçülmüş umurunda değil. Millet zelil olmuş onun için tasa değil. O imtiyazlarını sürdürdüğü takdirde dünya yerle bir olmuş ona göre fark eden bir şey yok. Bunun için statükonun devam etmesi, eski olanın ayakta kalması ve hükmünü sürdürmesi lâzım.

Bu seçimlerde ortaya çıkan rekabetin, sadece bu tek adamla ülkenin geri kalan siyasî aktörlerinin tamamı arasında sürmesi, bu yüzden tesadüf değil. Hepsinin derdi, Erdoğan'ın elinde tek başına tuttuğu geleceği engellemek. Zamanı durdurmak ve eskiyi sürdürmek. Çünkü o gelecekte onlara yer yok. Onların pörsüyen, tel tel dökülen, bitpazarına dönen yüzlerinde ve ellerinde gelecek kendine yer bulamaz.

Türkiye'nin önünde parlak bir gelecek var. Bu gelecek henüz ortaya çıkmadı; ancak o göz kamaştıran ışıkları ile yolumuzu aydınlatmaya başladı bile. Hepimize bir özgüven geldi. Zincirlenen at şaha kalktı. Gölge etmesinler, önümüze çıkmasınlar başka bir derdimiz yok. O muhteşem geleceğe uzanan yolun son dönemecine giriyoruz.

Yoksulluk bu ülkenin kaderi idi. Değişti. Zelil olmak, geride kalmak, zaaf göstermek alışık olduğumuz bir durumdu. Değişti. Güç, zenginlik, onur ve huzur bu asil millete ne kadar da yakışıyormuş. Önce kendimize, sonra birbirimize güvenmeye başlamadık mı?

Bakmayın seslerinin çok çıktığına. Bu ülkenin geleceğinde bir avuç Marksist-Stalinist militanın Kürt toplumunu esir alması mümkün değil. Hepimize gereken, sabır ve tahammül. Sonuç belli. Eteklerindeki taş bittikten sonra ne yapacaklar? O yüzden silahla sağladıkları vesayeti sürdürmek ve geleceği engellemek için her çareye başvuruyorlar. Tarihin ileriye giden güçlü çarkları arasında öğütülüp kaybolacaklar.

50 yıldır elindeki silahı halka doğrultup, bu koca ülkeyi karanlığa boğmaya, bu asil milleti koyun sürüsüne dönüştürmeye kalkanların zamanı tükendi. Tepiniyorlar, yırtınıyorlar, çırpınıyorlar, şekilden şekile giriyorlar. Ne için? Elindeki silahla saltanat sürmek için. Peki mümkün mü? Küçültmeye yeltendikleri, yoksullaştırdıkları, geri ve ilkel bıraktıkları Türkiye geride kaldı. Artık bu ülkeyi savunsun diye eline verdiğimiz silahı bize doğrultmaya kalktıklarında alıp başlarına çalacak bir adam var önümüzde. Onlar, ya adam olacaklar, hadlerini bilecekler ya yok olacaklar. Bu ülkenin geleceğinde onların zorbalığı, küçük dar dünyaları yer almayacak.

Bir adam elinde bu ülkenin geleceğini tutuyor. Bizim geleceğimizi. Çocuklarımızın, torunlarımızın, torunlarımızın torunlarının hatta en az on neslin içinde doğup hayatını tamamlayacağı geleceği.

Gözümüz o gelecekte. Bizden sonraki kuşaklardan beklediğimiz sadece bir hayır dua. Kendimiz ve onlar için doğru geleceği seçtiğimiz, doğru kararı verdiğimiz için.

İşte o gelecek bizim verdiğimiz kararla bir adamın elinde şekilleniyor, sağlam ve dayanıklı kalıba dökülüyor.

Yazarlar Mümtazer Türköne Erdoğanın elindeki gelecek ZAMAN