5 Şubat 2011 Cumartesi

Yazarlar Ali Bulaç Nilin kızı, Kahire! ZAMAN

Nil'in kızı, Kahire!
"El Kahire", Nil'in kızıdır. İsm-i fail müennes. Dişi özne, kahreden kadın, ayağa kalkıp "Yeter!" diyebilen ve üstün gelebilen kız.
İlk çağ Mısır krallığından Roma imparatorluğuna, Bizans'tan İslami döneme ve bugüne kadar binlerce yıldır ayakta duran güzel şehir.
Milyonlar kendilerini arındırmak, sömürgecilik ve sonrasında bedenlerini ve ruhlarını kirleten günahlardan kurtulmak için Kahire'de meydanlara iniyorlar. Tarihe yeniden ve varoluşsal olarak yaptıkları bu giriş, tabii ki bir devrim!
Devrimler, küçük insanların isyanıdır, sokakların çocuğudur ve meydanlarda sarmaşık gibi yeşerir, aniden büyürler. Devrim, sadece "ekmek için yapıldığında" eksik kalır. Arap çöllerinin safkan atlarının dört nala koşusunu şiir diline döken şairlerin etkilediği İspanyol edebiyatından mülhem devrim şarkıları yazan Che Guevara, Farazdak'ın mısralarının aynısını tekrarlayan o müthiş hitabetiyle "Devrimler ahlaki arınmadır, manen yeniden dirilmedir" diyordu. Türk solcuları, hiçbir zaman Farazdak ile Che Guevara arasındaki o irtibatı anlayamadılar, çünkü onlar dinleriyle ve halklarıyla kavgalıdırlar.
1789 Fransız Burjuva Devrimi'ni veya 1917 Bolşevik Devrimi'ni küçümsemek işimiz değil. Bu doğru olmaz, hakşinaslık da olmaz. Ama zaten tarihe geçen isimlendirmeler yeterince açık! Ruslar, 'proletarya', Fransızlar 'burjuva' devrimleri yaptıklarını söylüyorlar. Her ikisi de bir "sınıf"ın devrimi. Her iki sınıfın ayrı ve birbirine karşıt ideolojileri oldu. Biri kapitalizm, diğeri sosyalizm-komünizm olarak kendini tescil ettirdi.
Her iki devrimin eksiği sadece "ekmek" için yapılmasıydı. Ve sadece sınıfsaldı! Herkesi ayağa kaldıracak devrimi dinler yapar! Ve sadece İslam herkese şemsiye açar.
Başarılmış her sınıfsal devrim karşıt-devrime gebe olarak sahneye giriş yapar.
Mısır bütün sınıflarıyla ve bilumum siyasi yelpazedeki gruplarıyla "Tahrir Meydanı"nda. Beşeriyetin ismini heyecanla telaffuz ettiği "Tahrir", yaralanmış vicdanlarının seslerini göğe yükseltiyor. Milyonları hem özgürleştirecek hem kurtuluşun yolunu açacak.
Bir gün Müslüman ülkelerin ezik çocukları, devrimle arınmak için abdest alacaklar, sonra eğitimle küçük görmeyi öğrendikleri halklarının safında mescitlerde, meydanlarda namaza duracaklar. Ve Batı onlara neyi "tehlike" olarak işaret ediyorsa, kurtuluşun orada olduğunu düşünmeye başlayacaklar. İşte o zaman gerçek devrim, belli bir sınıfın sosyal hareketi ve belli bir ideolojinin basit rejim değişikliği olmaktan çıkıp siyasetten idareye, ekonomiden sosyal hayata kadar hayatımızı değiştirecek. Çünkü "Mukallibu'l kulub olan Allah" kalplerimizi değiştirmedikçe kendimizi ve ülkelerimizi değiştiremeyiz, devrim/inkılap da yapamayız.
Bugünün devrimleri ulusal bir çeteye, zorba idarelere karşı da yapılsa eksik kalır. Devrimler yeryüzünü temellük edenlere karşı yapılır. Musa aleyhisselam, "İsrailoğullarını özgür bırak!" diye Firavun'un karşısına dikilince, o kibirle 'Mısır'ın mülk ve saltanatı ve bu nehirler' benim değil mi?" diye sordu. (43/Zuhruf, 51) Firavun, kendini Mısır'ın tanrısı bilirdi, mutlak iktidara sahipti ve sular altında kalıp son nefesini verinceye kadar hastalanmamış, dişi bile ağrımamıştı.
Hz. Musa "Hayır! Mülk, servet ve iktidar Allah'ındır" dedi ve kölelerle birlikte nehirleri özgürleştirdi.
Bugün de Nil'in kızı "develerin devrimi"yle ayakta. Mısır'a, Nil'e ve yeryüzüne el koyanlara karşı kahredici sesini yükseltiyor. Sabırlı, uysal, tahammülkâr, yüzü yumuşak ve çok namaz kılan Mısırlılar ayakta.
Develerin devrimi kimin olacak?
Bu sorunun cevabını Nil'in kızı verecek! Eğer Medine'ye ilk girişinde Hz. Peygamber (sas)'in devesi Kasva'nın yaptığı gibi ayağa kalkmış develer, münafıkların reisi Abdullah Ubeyy bin Selul'un değil de, imanından ve sadakatinden başka hiçbir şeyi olmayan Eba Eyyub el Ensari'nin evinin önünde durursa, bilin ki Kahire, Allah'ın 'kahhar' isminin tecellisiyle zorbaları, katilleri, hırsızları ve yeryüzünün kibrini kahredecektir.
Nil'in kızı! Deveni İbn Selul'un evinden uzak tut, Eba Eyyub'un evine doğru sür!
Yazarlar Ali Bulaç Nilin kızı, Kahire! ZAMAN

Sabah - ENGİN ARDIÇ - Valinizi seçmek ister miydiniz?

Olur mu öyle şey kardeşim, burası Amerika mı? Vali dediğin Ankara'dan gönderilir. Artık sivilden gönderiyorlar, eskiden asker de olsa sivil de olsa "vali paşa" denirdi...
İmparatorluk döneminde de İstanbul'dan "gönderilirdi" valiler. İçlerinde gereksiz adamlar olduğu kadar, Mithat Paşa gibi "yararlık gösterenler" de vardı. (Bu yararlık gösterme lafı fena halde Emin Oktay koktu galiba...)
Bir yerden gönderilecek illa ki... "Yaylıyla" gelecek, kaymakamlarla, jandarma komutanıyla, kasabanın eşrafıyla tanışacak, alışmaya çalışacak, düğünlere falan çağrılacak, köylere gidip halka inecek, akşamları şehir kulübünde briç oynayacak, eşi de lise müdürünün hanımıyla çay içecek... (Evlerde idare lambası var, radyoda Münir Nurettin söylüyor, ya da Safiye Ayla.) S
onra başka bir yere atanacak, bu sefer orayı tanımaya çalışacak, böyle böyle ileride emekli ikramiyesiyle yazlık ev alıp Antalya'ya yerleşmek üzere, torunlar denize girebilsinler.
En büyük "mülki" amir.
Ankara'nın yeryüzündeki gölgesi.
Büyük şehirlerde kimse ilgilenmez, çok kişi adını bile bilmez de (kendisi de memur olmadığı sürece), "küçük yerlerde" çok önemli adamlardır valiler.
Peki, tepenize bir yabancı gelmesinden ziyade, valinizi kendi aranızdan seçmeyi istemez misiniz?
Olur mu öyle şey kardeşim, sonra "eyalet" olur vilayetler!
Eee, olursa ne olur?
Amerika'da savcıyı bile halk seçiyor... Elbette benzin istasyonu işletenler arasından değil, hukukçular arasından...
Olur mu öyle şey, bürokrasinin ne anlamı kalıyor o zaman?
Belediye reisi mi bu yahu, devletin "gölgeli" bir valisi.
Göbeğini kaşıyan ayılar sonra giderler de olmayacak birini seçiverirler maazallah! (Aslında milletvekili de seçmeseler de, önce onları şöyle bir güzel eğitsek otuz yıl kadar...) Ne korkuyorsunuz yahu, kıyılar "sizin" değil miydi?
Kıyılarda göbeğini kaşıyan tek bir kişi görülmüş mü yani? (İstanbul da dağın başı ya, orada AKP kazandığına göre...) S
iz de emekli bir bürokrat, ya da mapusane kaçkını bir darbeci seçersiniz vali niyetine, kafanıza göre, olur biter!
Dağlar ayıların, kıyılar sizindir...
Hem de iç bölgeleri "kuşatırsınız" işte, daha ne? (Böyle diyen ahmaklar var, arslan gibi CHP kalesi kıyılar iç bölgeleri "kuşatıyorlarmış", geçen seçim tablosuna göre... İyi işte, Yunan ordusunu yenmek gibi yenersiniz de onları ileride.)
Bazı vilayetlerde şu partiden valiler, bazı vilayetlerde bu partiden valiler...
Olur mu, hepsi bürokrat olacak! O ilin özelliklerini, sorunlarını o ilin hemşerisi mi bilir, Ankara memuru mu? Elbette Ankara memuru, çünkü büyüklerimiz herşeyi bizden daha iyi bilirler. (Düşünen kafalara da zararlı fikirler üşüşür.)
Beğenmiyorsan gidersin başka yere yerleşirsin, vatanın her köşesi bir değil midir, size öyle öğretilmedi mi? Örneğin Etiler barlarıyla Şırnak kahvehaneleri arasında bir fark mı var?
Ama, hafazanallah, sonra bir Kürt vali oluverir Diyarbakır'a, bir Laz Rize'ye, bir Çerkes Balıkesir'e...
Ne hakkı var Kürt'ün vali olmaya, değil mi efendim, önce gelsin hele bir Ankara'ya, "asimile" olsun, Mülkiye'yi bitirsin, "yedi göbek Horasan'dan gelme Kayı boyundan Türk" olduğuna yemin billah etsin...
Vali olamasa da sigorta müdürü yaparlar.
Muhalefet lideri bile yaparlar belki günün birinde!
Sabah - ENGİN ARDIÇ - Valinizi seçmek ister miydiniz?