ABD sistemi daha mı iyi?
Üniversite giriş sınavlarında ortaya çıkan her problemden sonra olduğu gibi, bu defa da yine aynı tartışma açıldı: Bu sistem kötü; çoktan seçmeli bu sınavlar gerçek performansları ölçemiyor; öğrencilerin kaderi birkaç sınavla belirleniyor. Sistem değişsin, üniversite girişleri Amerika'daki gibi olsun...
Birçok eğitimcinin bu fikri uzun süredir savunduğu biliniyor. Son olarak Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Üstün Ergüder de Neşe Düzel'le yaptığı söyleşide aynı görüşü dile getirdi.
Amerika'daki sistemi kabaca özetlemeye çalışacak olursak istenilen şu:
Bütün öğrenciler YGS veya ÖSS gibi bir eleme sınavına girsinler ama bu sınavın sonucu tek belirleyici olmasın. Her üniversite kendi kabul koşullarını kendi belirlesin. Öğrenciler girmek istedikleri üniversitelere teker teker, birer dosyayla başvursunlar. Bu dosyada, sınav sonucunun yanı sıra öğrenim hayatı boyunca aldığı bütün notlar, öğretmenlerinden aldığı referans mektupları, kendi kendini anlattığı bir mektup, derslerin yanı sıra katıldığı sosyal sorumluluk projeleri, yetenekleri, hobileri gibi bilgiler de yer alsın. Üniversitelerin seçici kurulları da oturup bu dosyalar üzerinden başvuranların durumunu tek tek değerlendirsin, ihtiyaç duyuyorsa öğrenciyi mülakata çağırsın, ek bilgi-belge istesin, sonunda kararını versin...
Üniversitelerin kendi öğrencilerini kendi koyacakları kıstaslara göre seçme hakkını elbette anlıyor ve hak veriyorum. İdeal olan budur.
Ama acaba, onların bu hakkını teslim edelim derken, milyonlarca genç açısından bu yarışı hakkaniyetli bir yarış olmaktan çıkarırsak?
Bir kere ABD ile bizdeki durum arasında önemli bir fark var: Orada üniversiteye giriş için başvuran öğrencilerin yüzde 50 kadarı için kontenjan var. Bizde bu oran yüzde 10 civarında. Yani eleme çok daha acımasız olmak zorunda...
Düşünün, karşınızda üniversiteye girmek isteyen 1 milyon 700 bin öğrenci var. Üniversitelerinizin toplam kontenjanı ise bu rakamın yüzde 10'unu ancak buluyor.
Bu rakamlar ortadayken, ister sınav sonucuna bakın, ister dosya üzerinden eleyin, ne fark eder? Hangi sistemi seçerseniz seçin, öğrencilerin yüzde 90'ını elemeyecek misiniz? Öğrencilerin yüzde 90'ının elenmesi süreceğine göre, yüzde 10 içine girmek için bu acımasız yarış da sürecek demektir.
Evet, yarış diyorum, zira arzla talebin bu kadar farklılaştığı bir ortamda yapılan sınavlarda yeterlilik ölçümünden söz edilemeyeceğini, asıl olanın eleme olduğunu inkâr etmek imkânsız. Ve bu kadar büyük rakamların söz konusu olduğu bir yarışta hakkaniyeti sağlamanın tek yolu sübjektif değerlendirme unsurlarından uzak durmak, elemeyi mümkün olduğu kadar objektif kıstaslar üzerinden yürütmektir.
Şimdi Amerikan sistemi denilen sistemin içinde önemli yer tutan ve sübjektif değerlendirme konusu olan unsurlara tek tek bakalım:
Birincisi lise notları...
Dosya üzerinden değerlendirmede çocuğun hangi okullarda okuduğu, hangi okuldan mezun olduğu ve öğrenim süresince aldığı notlar önemli bir rol oynuyor.
Peki bu sağlıklı mı?
Çocuğun mezun olduğu okulun adının seçici kurulun önüne gelmesinin, kurulda daha en baştan adayla ilgili bir yargı oluşturması kaçınılmaz değil mi? Üsküdar Amerikan mezunu bir gençle Şırnak Lisesi mezunu bir gencin dosyaları yan yana geldiğinde, bütün diğer faktörlerin eşitliği halinde, Şırnaklı gencin şansının çok azalacağı; seçici kurulların "marka okulların" diplomalarına bir tür garanti belgesi gözüyle bakacağı besbelli değil mi?
O zaman nasıl olacak da fırsat eşitliğinden söz edeceğiz?
Ders notları kıstası ise bir başka büyük sorun... Ben, en başından, yani orta öğrenim başarı puanı uygulamasının başlamasından bu yana, lise notlarının bu yarışmada bir faktör olarak devreye sokulmasının yanlış olduğunu düşünüyorum.
Lise başarısını esas alabilmek için, ülke çapında tek bir standart uygulayabilmek, başarıyı sağlıklı kriterlerle objektif biçimde ölçebilmek gerekir. Bölgeler, şehirler ve okullar arası farkın bu kadar büyük olduğu koşullarda güvenilir bir not standardını yakalamak zaten imkânsızken, lise başarısını ciddi bir faktör olarak devreye sokmak, olsa olsa öğretmenlerle not pazarlıkları, iltimas, hile hurda söylentilerinin artmasına yol açar.
Okul başarısının önem ve ağırlığının artması için, okulun gerçekten önemli ve ağırlıklı olması gerekir. Eğer sizin liseleriniz dökülüyorsa; bir avuç seçkin okulun dışında öğrencilerin neredeyse hiçbir şey öğrenmeden mezun olduğu felaket bir liseler tablosuyla karşı karşıya isek, bu liselerden alınan notları esas alıp da karar vermek ne kadar sağlıklıdır?
Yerim bitti ama söyleyeceklerimin yarısına bile gelemedim. Yarın devam edeceğim.