15 Aralık 2010 Çarşamba

Sabah - EMRE AKÖZ - Olup biteni anlamak için köşeli bir model

 

Nasıl oluyor da Türkiye'de Sol, Kemalizm'in oyuncağı oluyor? Aralarında bazı uzlaşmaz çelişkiler olan bu iki ideoloji, hangi noktada ittifak kurabiliyor?
Tabii yukarıdaki ilk cümleyi de açmak gerekir: Neden oyuncak olan Sol da, tersi değil? Niye Sol, Kemalizm'i maşası haline getiremiyor?
Burada kastedilen Sol, elbette CHP'nin "gibi yapan" solu değil. CHP zaten Kemalizm'in partisi... Sol deyince sosyalizm eğilimli solu kastediyoruz.
Önce şuna cevap verelim: Sol ile Kemalizm arasındaki uzlaşmaz nokta nedir?

***

Bu sorunun cevabı zor değil: Sol'un temel derdi Kapitalizm iledir. Kapitalist ekonomi yerine, sosyalist bir ekonomi kurmak ister.
Kemalizm ise kapitalizme karşı değildir. Tam tersine, gerek İttihatçılar, gerek Kemalistler, Türkiye'de girişimci bir sınıf yetiştirmek için epey çaba harcamıştır.
Kemalizm'in kapitalizm karşısındaki korkusu, gelişen girişimci sınıfın, kendi elindeki devlet iktidarına talip olmasıdır.
Kemalizm'in tipik siması generaldir. Yani askeri bürokrat... Kapitalizmin tipik siması ise sermayedardır.
Bürokrat, sermayedarın devlete hâkim olmasını istemez: "Para kazan, yatırım yap, keyfince yaşa, hatta ekonomiyi yönet, ülkeyi kalkındır ama benim iktidarıma dokunma" der.
Sermayedar da kendisine para kazandırdığı sürece ülkenin son kertede Bürokrat tarafından yönetilmesine sesini çıkarmaz.

***

Bu denklemde Sol nerede?
Solun amacı, devlet iktidarını ele geçirerek, sosyalizmi yukarıdan aşağıya inşa etmektir. Teorisi budur.
Yani Sol da, Kemalizm gibi devletçidir.
İşte tam bu noktada Kemalist ile Sosyalistin aynı kafada olduğunu görürüz.
Ancak Bürokrat için devlet iktidarı nihai amaçtır. Sol ise o iktidarı önceleri bir araç olarak kullanacaktır.
"Önceleri" diyorum çünkü pratikte Sol, devlet iktidarını ele geçirdikten sonra bürokratlaşır.
Böylece nihai amaç olan sosyalizm ve komünizm unutulur, devletçilik ile yetinilir.
Tarihsel olarak zaten devlete hâkim olan Kemalist, koltuğunu elinden almaya kalkışan "Yeni Burjuva"ya karşı, Sosyalisti kullanır.
"Yeni Burjuva" diyorum, çünkü Kemalist, kendi eliyle büyüttüğü "Eski Burjuva" ya hâkimdir.
Hem devlet olanaklarını ona akıttığı, hem de "Yeni Burjuva"ya karşı ortaklaşa mücadele ettikleri için ittifak halindedirler...

***

Bu model, "Eğitim parasız olmalı" diyen Sosyalist öğrenciyi anlatır...
Bürokrasinin siyasetteki uzantısı olan CHP'nin niye o öğrenciyi desteklediğini de anlatır...
Ayrıca, "parasız eğitim" sloganı karşısında tüylerinin diken diken olması gerekirken, "Eski Burjuva"nın (yani Rahmi Koçların, Ümit Boynerlerin, Aydın Doğanların), tam tersi bir davranışla, Sosyaliste niye arka çıktığını da anlatır...
Sol içinde elbette Sosyalistlik mesleğini hakkıyla yapmaya çalışanlar vardır...
Onlar modeli kavramış olup, siyaseten bunun dışına çıkmak isteyenlerdir aynı zamanda...
Ancak Sol içinde azınlığı oluştururlar.
Çünkü ekonomiyi dönüştürmek için devlet iktidarına ihtiyaç duyan Sol, "kimlik" bahsinde de ister istemez Kemalist ile ittifak kuracaktır.
Çünkü Kemalist'in, kendi iktidarını korurken kullandığı en önemli araçlardan biri laikçiliktir.
Laikçilik, Türkiye'nin toplumsal yapısı gereği, Sünni olmayanları yanına davet eder.
Böylece kimlik çekişmesinde, Alevilerin desteklediği Sol, Kemalizm ile ittifak kurar.

***

Bu model, siyasetteki hepsini değilse de, birçok önemli olayı anlatır.
Örneğin sahibi bir kapitalist ağa olmasına rağmen, Aydın Doğan medyasının, Sosyalist öğrenciyi, niye sempatik ve yerden göğe kadar haklı gösterdiğini açıklar.
Aynı şekilde, bazı Sosyalistlerin, niye "Yeni Burjuva"nın medyasında değil de, AD medyasında yazmaya ve konuşmaya böylesine teşne olduklarını da açıklar.
Peki, sizin bir modeliniz var mı

Sabah - EMRE AKÖZ - Olup biteni anlamak için köşeli bir model

Yazarlar - Etyen Mahçupyan - Kim kimi niçin destekliyor?

 

Siyasetle otoriter bir ideolojik zemin üzerinde tanışmış olan toplumlarda, demokratik değişim ancak mecbur kalındığı için atılan adımlarla oluşuyor.

Otoriter zihniyetin yönetim zafiyeti göstermesi söz konusu değişim dinamiği için bir önkoşul haline geliyor. Türkiye de böyle bir ülke... Bugün reformların taşıyıcısı olan AKP'nin kendi içselleşmiş ideolojisinden kaynaklanan bir demokrasi ufku olduğunu iddia etmek çok zor. Aksine AKP'nin 'demokratlığının' temelinde devletin dindar kesime karşı bunca yıldır yürütmüş olduğu baskıcı ve dışlayıcı siyaset yatıyor. Kemalizm'in oluşturduğu cumhuriyetin belirli dünya koşullarında 'yönetemez' hale gelmesiyle oluşan karşı tepkiler ise günümüzün AKP'sini yaratmış durumda. Dolayısıyla bu parti Türkiye'yi 'ileri demokrasiye' taşıyan bir sürükleyici aktör olmaktan ziyade, 'ileri demokrasiyi' talep eden dindar çoğunluğun uzantısı olarak işlev görüyor.

Laik kesimin demokratlarının AKP'ye destek vermelerinin nedeni de bu... Mesele AKP'nin ne kadar az veya çok demokrat olması değil. Mesele bu partinin bizatihi varlığıyla toplumdaki demokratikleşme arzusunu hayata geçirebilmesi ve bunu yaparken de demokrasi taleplerinin doğrultusu yönünde değişebilmesi. Aynı iradenin CHP tarafında da olması doğrusu demokratları son derece memnun ederdi. Çünkü son kertede bu iki partinin de demokrat zihniyeti zaten temsil etmediği ve önemli olanın üretilecek sinerji olacağı açık...

Ne var ki CHP bu yönde bir değişimi öngörmeyi sağlayacak hiçbir belirti göstermiyor. Kılıçdaroğlu/Batum bileşiminden demokrasi çıkacağını hayal edenlerin bu kadar naif veya cahil olduklarını söylemek de herhalde doğru olmaz. Anlaşılan modernist laik kesim aslında CHP'nin bir biçimde demokratlaşmasını istiyor ve bunun ideolojik zemini olmasa da, teorik olarak bu değişimin olabileceğini söyleyerek bir tür siyaset yaptığını sanıyor. Böylesine bir kendini aldatma sürecinin niçin seçildiği ise herkesin malumu: Amaç AKP'nin iktidardan gitmesi... Tabii ki AKP'nin idealize edilecek hali yok, ama alternatiflerine kıyasla daha 'yanlış' bir Türkiye hayal ettiklerini söylemek de imkânsız. Bu durumda söz konusu kategorik AKP karşıtlığının nedeni ne olabilir? Acaba modernist laikler niçin AKP ile CHP arasında daha mesafeli, somut tutumları veri alan bir değerlendirme pozisyonu alamıyorlar? Görünen o ki bunun nedeni söz konusu kesimde çok derine işlemiş olan 'dindar alerjisi'... Kendilerini 'modern' olarak gören bu insanlar aslında sadece 'laik' ve bu, otoriter zihniyet içinde şekillenmiş bir laiklik. Dolayısıyla da katı Kemalizm'in toplumu 'dışlayıcı' konumunun günümüzdeki siyasi çaresizliğine karşı üretebildikleri tek alternatif ancak 'yumuşak' Kemalizm'in 'sınırlandırıcı' laikliği olabiliyor. Bunun ise demokratlık bir yana, epeyce vesayetçi bir anlayış olduğunu söyleyebiliriz.

Öte yandan vesayetçiliği bir tür demokrasi talebi imiş gibi sunma yönünde büyük bir çaba var. Merkez medyanın eski ve yeni gazeteleri buna fazlasıyla teşneler. AKP'nin yanlışlarının vurgulanmasının, CHP'yi kendiliğinden doğru bir konuma oturtacağı sanılıyor. Ancak bu beyhude bir çaba... Nitekim yaklaşan CHP kurultayı bağlamındaki son pazarlıklar bile, bu partinin bitiş sürecinde olduğunu ima etmekte. Kılıçdaroğlu'nun Sav ve Baykal'la görüşerek onlara kendi blok listesinden pay vermeye çalışması, muhtemel bir seçim yenilgisini tek başına taşımak istememesinden kaynaklanıyor. Buna karşılık Sav ve Baykal'ın bu teklifi reddetmeleri ise, seçim yenilgisi ihtimalini epeyce yüksek gördüklerini ortaya koyuyor. Çarşaf liste tartışmasına gelindiğinde ise CHP'nin 'demokratikliğinin' bir farsa dönüştüğünü görüyoruz. Baykal döneminde genel başkan parti meclisini seçiyor ve yönetim kurulunun belirlenmesini bu meclise bırakıyordu. Böylece hem kendi seçtiği insanlar yönetime gelmiş oluyor hem de en azından parti meclisinde bir tür 'demokrasi' işliyordu. Kılıçdaroğlu ise hem parti meclisini hem de onun içinden yönetim kurulunu kendi seçmeye kalkıyor...

Buna AKP'nin de demokratik olmadığını söyleyerek bir tür itirazda bulunabilirsiniz. Ancak AKP'nin zaten böyle bir iddiası yok. AKP kendi yapısıyla değil, yaptıklarıyla demokratlığa hizmet ediyor. CHP'nin ise ne yapısı ne de yapmak istedikleri bu yönde değil... Dolayısıyla hiç şaşırtıcı olmayan nedenlerle, demokratlar AKP'ye destek veriyor, laik modernistler ise CHP'ye.

Yazarlar - Etyen Mahçupyan - Kim kimi niçin destekliyor? - ZAMAN GAZETESİ [İnternetin İlk Türk Gazetesi]