4 Kasım 2010 Perşembe

Ahmet Altan - "CHP" başlıklı yazısı - Taraf Gazetesi

 

Partinin genel merkezinin dördüncü katında bir “merkez yönetim kurulu”, on ikinci katında bir başka “merkez yönetim kurulu” toplanıyor.

Genel başkan, genel sekreteri “korku imparatorluğu kurmakla”, genel sekreter genel başkanı “partiye tasallut etmekle” suçluyor.

CHP açıkça parçalanıyor.

Bu, beklenen bir gelişmeydi, kimsenin şaşırdığını sanmıyorum.

Ama “niye parçalandığı” konusunda epeyce değişik fikirler çıkacağına eminim.

Bu parçalanmayı, “Önder Bey, Kemal Bey” diye açıklamaya çalışanlar da olacaktır, “türban tartışmasına” bağlayanlar da.

Bence parçalanma nedeni bunlardan çok daha derinde.

İzinizle bir soru sorayım.

2010 yılında “Atatürk ilke ve inkılaplarına” bağlı bir parti Türkiye’de hayatiyetini sürdürebilir mi?

Bence, kendini “Atatürk ilkeleriyle” tarif eden hiçbir partinin yaşama şansı yok.

Bir kere, Atatürk’ün bir ilkesi yok.

Daha doğrusu tek bir ilkesi var, “demokrasisiz” bir ortamda ülkeyi yönetme gücünü elinde tutmak.

Onun dışında, Atatürk’ün “tersini” söylemediği bir sözüne, tersine davranmadığı bir eylemine kolay kolay rastlayamazsınız.

Kendi iktidarına odaklanmış, fevkalade pragmatist bir liderdi Atatürk.

Kendisinin iktidarda kalmasına yardım etmiş olan herkesle işbirliğine gitmiş, ihtiyacı kalmadığında da kendisine yardım eden herkesi kenara itmiştir.

Dindarların yardımına ihtiyaç duyduğunda Meclis’i camide dualarla açar.

Kürtlerin desteğine ihtiyaç duyduğunda “savaştan sonra eşit haklar” için söz verir.

Sovyet parası gerektiğinde komünistlerle iyi geçinir.

İttihatçıların örgütçülüğü işe yaradığında eski İttihatçıları yanına toplar.

Artık ihtiyaç duymadığında ise dindarları da, komünistleri de, Kürtleri de, İttihatçıları da ezer geçer.

Siz, ülkeyi tam bir diktatörlükle yönetmiş birinin “ilkelerine” sahip çıkarak bu halkla bir “bağ” kurup siyaset yapabilir misiniz?

Ancak “elitist” bir diktayı destekleyenler, Kürtlere, dindarlara, komünistlere karşı olan, kimsenin “devletin resmî görüşü” dışında konuşmasını istemeyenler size oy verir.

Onların da bu ülkedeki sayısı belli.

Üstelik hızla da azalıyorlar.

Yirmi birinci yüzyılın başında, yirminci yüzyılın başında yaşananları tekrar etmeye, yüz yıl öncenin ölçüleriyle kendinize rota çizmeye kalkışırsanız yaşama şansınız yoktur.

Bugün bizzat Atatürk’ün kendisi gelse bir daha bu ülkede askerî bir diktatörlük kuramaz, nerede kaldı CHP’nin bugünkü yöneticileri kursun.
“Atatürk ilkeleri” diye yola çıktığında Atatürk hakkında yalan söyleyeceksin, resmî tarih konusunda yalan söyleyeceksin, diktatörlük hakkında, demokrasi hakkında, din hakkında, solculuk hakkında, Kürtler hakkında yalan söyleyeceksin.

Bu kadar yalanı, hayatın böylesine saydamlaştığı bir çağda sürdürmek mümkün olamaz.

Atatürk’ü kutsayacaksın, devleti kutsayacaksın, orduyu kutsayacaksın, Kürtlerin hakkını vermeyeceksin, dindarların hakkını vermeyeceksin, solcuların hakkını vermeyeceksin ve siyaset yapacaksın.

Parçalanırsın, atomlarına ayrışırsın.

Atatürk’ün ilkelerine göre hareket edip İskilipli Atıf Hoca’yı mı asacaksın, Dersim’i mi bombalayacaksın, Şeyh Sait’i darağacına mı göndereceksin?

Geçen yüzyılın başında yaşananlar, geçen yüzyılda kaldı.

O günlerde vahşete, baskıya, diktatörlüğe, hukuksuzluğa karşı çıkacak kimse yoktu.

Dünya da zaten kendi vahşetini yaşıyordu, kimse ayrıca Türkiye’ye karışmıyordu.

Türkiye de, dünya da değişti.

Kürtler kimliklerini, Sünni dindarlar inanç hürriyetlerini, Aleviler ibadethanelerinin resmen kabulünü, solcular düşünce özgürlüklerini istiyor.

Atatürk ilkelerinden hangisi bu istekleri karşılayabilir?

CHP’nin yeni lideri “Kürt” diyemiyor, başörtülü bir kadın var diye Çankaya’ya gidemiyor, Alevi olduğu halde “cemevlerinin” hakkını savunamıyor.

Nasıl siyaset yapacak, halkın taleplerini nasıl karşılayacak?

Atatürk’ün ve CHP’nin “ilkeleri” 2010 yılının Türkiye’sine uymuyor, onun için koskoca parti, siyaset tarihinde eşine az rastlanır biçimde parçalanıyor.

CHP’yi, Önder Bey’le Kemal Bey’in kavgası değil, hayatın değişen gerçekleri paramparça ediyor.

Ahmet Altan - "CHP" başlıklı yazısı - Taraf Gazetesi

ETYEN MAHÇUPYAN - Çağdaşlığın çöküşü

 

Modern dönemde yaşamakta olduğumuzu içselleştirdiğimiz 20. yüzyıl, aslında modernliğin tükenmesine tanık oldu.

Dünya savaşları sonrasında, önce büyük anlatıların anlamsızlığı ve işlevsizliği entelektüel zihnin parçası haline geldi. Ardından toplumsal hareketlilikler dönemi başladı ve yeni bir küreselleşme dalgası ile birlikte modern dünyanın klasik siyasi şeması tuzla buz oldu. Bu süreçte modernliğin eleştirisi yeni bir çıkış noktası oluştururken, modern çağın ideolojik hükümranları olan liberalizm ve sosyalizm anlamakta zorlandıkları bir yeni dünyanın içinde yüzmeye başladılar.

Ancak bu tür dönüşümlerin yüzyıllara yayılan dinamikler olduğu düşünülürse, modernliğin de daha bir süre gerçekliğe tutunarak yaşayacağı öngörülebilir. Nitekim Batılı ülkeler bütün yıpranmalara ve örneğin göçmenler karşısındaki açık başarısızlıklarına rağmen, kendilerini yeniden üretecek ideolojik ve tarihsel zemini koruyorlar. Buna karşılık Türkiye gibi ülkeler söz konusu yeni dinamikler karşısında hızla savrulmaktalar. Bunun en önemli nedeni, bu ülkelerin zaten hiçbir zaman Batılı anlamıyla 'modern' olmaması, dolayısıyla tutunacak bir dalının bulunmamasıdır.

Modernlik üzerine kurulan medeniyet algısı Türkiye'de bugün iyice sıkıntıya düşerken, yine 'modern' olarak algılanan siyasi rejim de tükenmek üzere. Çünkü Türkiye, Cumhuriyet'le birlikte modern değil, sadece 'çağdaş' olabildi... Bu iki kavram arasındaki fark, içerdikleri zihniyetle ilişkili. Modernlik bir yandan ulus-devlet ve milliyetçilikle somutlaşan otoriter zihniyeti taşırken, aynı anda bireyi ve temel bireysel hakları öne çıkaran relativizmi de kendisine manevi bir temel olarak aldı. Batı'da demokrasinin hâlâ yaşanabilir bir rejim olarak kalıcılığı da esas olarak bu relativizm sayesinde oldu.

Türkiye ise modernlikten sadece dinin geriletilmesini ve otoriter zihniyetin toplumu pozitivist bir mecrada medeniyete sürüklemesini anladı. Bu anlayışın içinde ne birey ne de doğal olarak onun hak ve özgürlükleri vardı. İnsana uygun düşen tek kalıp, kendisini devlete göre şekillendiren bir 'vatandaşlık' haliydi. Bunun Batılı modernlikten farklı olduğu ilk günden beri açıktı ve nitekim bu durum 'bizim bize özgü' olmamızla, bütün dünyanın bize düşman olmasıyla gerekçelendirildi. Böylece Türkiye 'çağdaş' oldu, ulus-devleti kutsadı, ama 'modern' olamadı, kendi içindeki farklılıkları bile ezip yok etmeye çalıştı.

Ne var ki 'çağdaşlık' çok kırılgan bir zemin... Modernliğin eleştirisiyle birlikte bu kırılganlık da giderek belirginleşti ve taşınamaz hale geldi. Çünkü söz konusu eleştiri ve ona paralel oluşan 'post modern durum' otoriter zihniyeti hedef alırken, demokrat zihniyeti öne çıkarıyor, ama relativist bakışı da besliyordu. Dolayısıyla Batılı modern rejimler duruma az veya çok uyum sağlayabildiler. Türkiye'de ise rejim sadece otoriterlik üzerine bina edilmişti ve bu nedenle önce entelektüel olarak, ardından da adım adım fiziksel olarak çöktü.

Bugün gelinen noktada askerlerin siviller karşısındaki aczi, sarsılmaz gözüken yüksek yargı hegemonyasının bir anda büzülmesi, medya hükümranlarının hem kurumsal hem kişisel olarak birer safra haline gelmesi, aslında bu sürecin doğal sonucu. Çünkü geçmişte bu iktidar yapısının dayanağı maddi güç değil, aksine ideolojik tasalluttu. Şimdi yaşanmakta olan, bu ideolojinin arkaik olduğunun geniş toplumsal kabul görmesi ve böylece kralları 'çıplak' hale getirmesidir. Böylece eskiden bizlere neredeyse bütün hasletlerin sahibi olarak sunulan kurumların ve onların temsilcilerinin, bir anda 'gerçekte' ne denli düzeysiz olduklarını anladık ve üstelik bu şaşkınlığımız çok da çabuk geçti.

Öte yandan eski sistem tabii ki kendisini savunmaya çalıştı. Son üç yıl bunun hikâyesidir... Sonuç rejimin sahiplerinin yenilgisinin tescili oldu. Referandumdan önümüzdeki seçimlere uzanan süre bu arkaik koalisyon için son bir şans sunuyor. Ve bu şans şu anda kullanılıyor... Elimizde iki ipucu var: Kılıçdaroğlu ve Radikal...

Yazarlar - ETYEN MAHÇUPYAN - Çağdaşlığın çöküşü - ZAMAN GAZETESİ [İnternetin İlk Türk Gazetesi]