Suriye üzerinden İran üzerine söylediklerime oldukça farklı tepkiler aldım. Bugüne kadar İran konusunda düşündüklerimin çoğunu yazmadım. Bu konuda her zaman basiret, feraset ve hassasiyeti önceledim. Bu fikirlerimi konferanslarımıza, sohbetlerimize katılan insanlar biliyor.
Fakat Suriye'deki masum insanların katlediliş biçimlerine, (tıpkı Filistin'de, Lübnan'da, Bosna'da, Afrika'da vs. olduğu gibi) yüreğim daha fazla dayanamadı ve (yine diğer yerlerde olduğu gibi) patladım tabiî olarak: Hem salt ulusal stratejik çıkarlarını önceleyerek Baasçı-totaliter Esed rejimine sonuna kadar destek verdiği, hem de işlediği cinayetleri seyrettiği için İran'ı da lanetledim. Bu lanetleme faslı yanlıştı. Rahatsız olan herkesten özür diliyorum. Biz de insanız ve yanılabiliriz, vesselam. Ama İran konusundaki fikirlerimin arkasındayım.
İkincisi, ben İran'ın vurulmasından filan sözetmedim. İran'ın, Suriye'deki katliamın sürmesindeki rolünden ötürü, durdurulmasını istedim. Hepsi bu.
Üçüncüsü, İran'ın ABD-İsrail tarafından Türkiye üzerinden füze kalkanıyla çevrelenmesini, başka silahlarla vurulmasını en sert dille kınamaktan çekinmem.
Dördüncüsü, İran'la Türkiye'nin açık veya örtük türlü işbirliği projeleri geliştirmelerini, birbirlerine ayakbağı olacak tehlikeli işlere kalkışmamalarını beklerim. Özellikle Davutoğlu'nun Türk hâriciyesine çağ atlattığı son 6-7 yıldan bu yana Türkiye'nin İran'a ve Suriye'ye Batı'dan yöneltilen saldırıları nasıl göğüslediğini bilmeyen yok. Ama İran'ın aynı duyarlığı gösterdiğini ben görmedim; gören bilen varsa söylesin.
Beşincisi, Batı ittifakının ve kurumlarının fiilen bir parçası olmasına rağmen, Türkiye'nin ABD'ye, AB'ye, İsrail'e yaşattığı hayal kırıklıkları, vurduğu "darbeler", İran'ın hiçbir zaman yapamadığı somut büyük işlerdir.
Altıncısı, İran'ın küresel sisteme darbe vurmak gibi bir niyeti var mı gerçekten? Yoksa retorikten mi ibaret "çıkardığı ses"?
İran'ın küresel sisteme meydan okuyan bir aktör olduğu iddiası çok su götürür bir mitten ibarettir. Dikkatle izlenmesi gereken iki büyük "iş görüyor" İran: Birincisi, küresel sisteme "meydan okuyormuş gibi yaparak" hem sadece kendi ulusal-bölgesel çıkarlarını pekiştirmeye bakıyor; hem de küresel sistemin bölgeye derinlemesine -askerî, stratejik ve jeo-politik olarak- yerleşmesine (bilerek veya bilmeyerek) zemin hazırlıyor.
Sadece şu sorunun cevabını verebilelim yeter: Küresel sistemin çanına ot tıkayacak tek bir küresel projesi var mı İran'ın? Ama Türkiye'nin var: D-8 Projesi. Bu projenin öldüğünü düşünenlere şaşarım: Bu proje, resmen olmasa bile son 6-7 yıldır fiilen adım adım uygulanıyor. İran sadece boş laf ederken, Türkiye, sistem içinden ama arkadan dolanarak önümüzdeki 40-50 yıl içinde bölgeyi yeniden ayağa kaldıracak bir medeniyet projesinin yapıtaşlarını döşüyor, sessiz ve derinden.
İkincisi de, çok fazla farkedemediğimiz bir şey: Küresel aktörler, İslâm dünyasının uzun vadede yeniden toparlanabilmesinin zeminini oluşturan (İslâm dünyasını 400-500 sene kasıp kavuran kargaşaya, dağınıklığa, kaosa ilk kez muhkem bir Ehl-i Sünnet omurgası inşa ederek son veren) Osmanlı tecrübesiyle 600 küsur yıl önce gerçekleştirdiğimiz akîdevî, entelektüel ve sosyo-jeo-politik bütünleşmeyi / pax'ı tam ortadan yarma projelerinde İran'ı fena hâlde ayartıcı şekillerde kullanıyorlar: Bu nedenle Şii hattı'nın güç ve hâkimiyet alanını genişletme konusunda son 25 yıldan bu yana geliştirilen bütün projeler, -Irak'tan Özbekistan'a kadar- başarıya ulaşmış durumdadır.
Ve ne hikmetse, küresel sisteme "başkaldıran" İran, ABD'nin (ve İsrail'in) girdiği bütün savaşlardan en kazançlı çıkan -İngilizlerden sonraki- ikinci ülkedir. Neden acaba?