Ertuğrul Özkök, “Yine aynı şeyi söyleyeceğim” diyor.
Söylüyor da...
Biraz değişiklik yapıyor, önceki söylediklerinin “tehlikesiz” olduğunu tanıtlamak için (“kanıtlamak” değil) başka insanları “tanıklığa” çağırıyor ama aynı şeyleri söylemeyi başarıyor.
Daha doğrusu, bizi ikna etmeye çalışıyor.
İnat bu ya... İkna olmuyoruz biz de.
Niyetinin sahih olduğuna bir türlü inanamıyoruz.
Peşin fikirlerle ve “önyargılarla” kuşatılmış haldeyiz.
Bunda bizim kabahatimiz yok... Önyargılı olmamızın müsebbibi yine kendisi ve “şanlı tarihi...” Daha doğrusu, şanlı tarihinde yazdığı birtakım sorumsuz yazılar, attığı yahut attırdığı birtakım tehlikeli manşetler...
Hani, Hrant Dink’i, okey masasından kalkan birkaç sokak serserisinin öldürdüğünü yazmıştı ya...
İşin içinde örgüt arayacağımıza, okey masasından kalkan o gençleri tanımaya çalışmalıydık. Onları bu cinayete kışkırtan nedir, bunu görmeliydik. Bu gençlerin ruh halini anlamalıydık. Falan filan...
Böylesine laubali ve sorumsuz bir yazı...
Bu yazısı çok tepki topladı.
Hatta, “okey masasındaki çocuklar” ifadesi, Hrant davasının sembol cümlelerinden biri haline geldi.
İhtimal ki, kendisi de, yıllarca, bu yazının pişmanlığını yaşadı...
Belki utandı.
Belki üzüldü.
Eh, gün bu gündür... Hazır mahkeme kararını vermiş ve işin içinde bir örgüt bulamamışken, cinayet “okey masasından kalkan gençlere” fatura edilmişken, o gençleri bu cinayete kışkırtan gazete manşetleri unutulmuşken ya da kimse tarafından hatırlanmıyorken, bir küçük tavzihle (“Yine aynı şeyi söyleyeceğim”) durumu düzeltebilir, bu pişmanlıktan kurtulabilirdi
Kurtulmak için adeta çırpınmış...
Birazdan canını sıkacağım için, yazısından ilgili bölümü “aynen” iktibas etmeyi ödev biliyorum...
Kurtulabilmiş mi? Bir de siz de bakın...
Buyrun: “Okey maslarındaki genç insanların nasıl olup da faşizmin sıradanlaşmış SS’leri, katilleri, militanları haline geldiğini sormaz, araştırmazsak, karanlıkta oturan birtakım insanlar daha çok Samast’lar bulur. Malatya’da Hıristiyan gırtlağı kesecek daha çok cani bulabilir. Ben hafifletici neden aramıyorum. Nedenini arıyorum. Okey masasındaki adam nasıl Hrant Dink gibi bir insanı katleden caniye dönüşüyor?”
Nasıl mı dönüşüyor?
Birtakım gazeteleri izliyor, iki cümlesinden biri “vatan haini” olan ve sürekli “nefret suçu” işleyen birtakım köşe yazarlarını okuyor.
Daha açık konuşamıyorum, yıllardır üzdüğüm Ertuğrul Özkök’ü tekrar tekrar üzmek istemiyorum.
Diyorum ki, “okey masasından kalkan o militan ve cani gençlerin ruh halini” anlayacağına, önce yazdığın yazılara, attığın ya da attırdığın manşetlere, “büyük yazar, esprili yazar” dolduruşuyla gazete köşelerine konuşlandırdığın yazarlara bak...
Kabahati başka yerlerde arayacağına, önce evinin önünü süpür.
Hrant Dink’i “nefret objesi” haline getiren haberler, “Türkiye Türklerindir” lejandının altında yayımlanmıştı.
Üstelik, hafızamız Ahmet Kaya’ya,
Orhan Pamuk’a, Atilla Yayla’ya, birtakım “gerici” eşhasa yapılanlarla dopdolu ve zihnimizde “Vay şerefsiz” manşetleri geçit resmi yapıyor...
Bu manşetler ortamı zehirlemeseydi, belki de o gençler adam öldürürken değil, çift okeye dönerken yakalanacaktı..
Ertuğrul Özkök nasıl kurtulur?, Star Gazetesi
21 Ocak 2012 Cumartesi
Liberal aydınların derdi ne?
Bildiğiniz gibi, belki de bilmediğiniz gibi, bu memlekette "liberal aydınlar" denilen bir grup var...
Bize bakmayın, biz kasap çırağı olduğumuz için onlar bizi pek ciddiye almazlar. Onlar entellektüel, biz gazeteci parçası.
Fakat bizim yazılarımızı yüz binlerce kişi okur, onları da sitesine dolgu malzemesi sağlamaya çalışan Internet çocukları...
Bu arkadaşların çoğu orta yaşlıdır. Maaşı "esas olarak" üniversiteden alırlar, bazı gazetelerde de şan şeref için yazı yazarlar, karşılığında para mara da ellerine geçmez pek.
Fakat havaları bin beş yüzdür. İçlerinde iyi çocuklar da vardır ama çoğunun ortak özelliği kasıntı ve antipatik olmalarıdır. Burunlarından kıl aldırmazlar. Küçük dağları onlar yaratmışlardır.
Dargelirli oldukları için herkesi de öyle sanmak gibi tuhaf bir de saplantıları vardır (tövbe, bazıları düpedüz zengin çocuklarıdır ama dargelirli görünmek hoşlarına gider.)
Bunların bir kısmı "eski solcu" tabir edilen kesimdendir. Zaten bu eski solcu denilen canlı türünün şimdilerde bir kısmı düpedüz faşist olmuş, bir kısmı liberal yazılmıştır.
Toplumda kendi kendilerine hiç de sahip olmadıkları bir ağırlık, bir ehemmiyet atfederler ve de vehmederler. Bu vehim üzerine de esip savurmaya koyulurlar.
"Politika" denilen sanattan habersiz oldukları için herşeyi hemen isterler ve de kendi uygun gördükleri şekilde...
Kürt meselesi mi? Çözümü basittir: Bırak gitsinler, bağımsız olsunlar, konu kapansın(!)
Anayasa mı? Yazıver bitsin.
Kaç yıldır neyin mücadelesinin ne çabalarla, ne güçlüklerle, nelerle boğuşarak, hangi belalar atlatılarak verildiğini idrak edemiyorlar.
Çünkü hangi ülkede yaşadıklarını ne yazık ki bilemiyorlar.
İstedikleri hemen sağlanamayınca huysuzlaşıyorlar, "bana bak başbakan" diye efelenip sonra da "beni iktidara sen mi getirdin" yanıtını alınca şaşırıyorlar. Kimisi "iktidar yanlısı görünmek kendi mahallesinde huzursuzluk yaratacağı için", kimisi "ne de olsa muhalif gazetede çalıştığı için patronu ve yönetimi hepten de kızdırmamak kaygısıyla" ara sıra "çakmak" zorunda hissediyor kendini, vicdanını rahatlatıyor.
Burunlarının dibinden mermi geçmedi ki hiç...
İki kere ağır cezada yargılandım, hakkımda açılmış asliye ceza davalarının sayısı da beş yüzü aşkındır, bunların kimisinin yaşadığı tek dava boşanma davasıdır ömründe.
Onlara sorarsanız, iktidar Türk faşistlerinin canına okumalı ama Kürt faşistlerine dokunmamalı! Hele arkadaşlarıysa...
Bu kafayla bakalım nereye varacaklar? Herhalde, eski partileri YDH nereye vardıysa, oraya...
Efendim bir de işe yaramadığı, yazıları okunmadığı, haksız yere para aldığı için kapının önüne konulunca "beni başbakan yaktı" diye ağlayanlar var ki, o da ayrı bir komedi filmidir. Ama hangisi Orçun, hangisi Nurhayat, hangisi Açılay, hangisi Çağatay, ayrıntısına girmem.
Liberal aydınların derdi ne? - ENGİN ARDIÇ - Sabah
Bize bakmayın, biz kasap çırağı olduğumuz için onlar bizi pek ciddiye almazlar. Onlar entellektüel, biz gazeteci parçası.
Fakat bizim yazılarımızı yüz binlerce kişi okur, onları da sitesine dolgu malzemesi sağlamaya çalışan Internet çocukları...
Bu arkadaşların çoğu orta yaşlıdır. Maaşı "esas olarak" üniversiteden alırlar, bazı gazetelerde de şan şeref için yazı yazarlar, karşılığında para mara da ellerine geçmez pek.
Fakat havaları bin beş yüzdür. İçlerinde iyi çocuklar da vardır ama çoğunun ortak özelliği kasıntı ve antipatik olmalarıdır. Burunlarından kıl aldırmazlar. Küçük dağları onlar yaratmışlardır.
Dargelirli oldukları için herkesi de öyle sanmak gibi tuhaf bir de saplantıları vardır (tövbe, bazıları düpedüz zengin çocuklarıdır ama dargelirli görünmek hoşlarına gider.)
Bunların bir kısmı "eski solcu" tabir edilen kesimdendir. Zaten bu eski solcu denilen canlı türünün şimdilerde bir kısmı düpedüz faşist olmuş, bir kısmı liberal yazılmıştır.
Toplumda kendi kendilerine hiç de sahip olmadıkları bir ağırlık, bir ehemmiyet atfederler ve de vehmederler. Bu vehim üzerine de esip savurmaya koyulurlar.
"Politika" denilen sanattan habersiz oldukları için herşeyi hemen isterler ve de kendi uygun gördükleri şekilde...
Kürt meselesi mi? Çözümü basittir: Bırak gitsinler, bağımsız olsunlar, konu kapansın(!)
Anayasa mı? Yazıver bitsin.
Kaç yıldır neyin mücadelesinin ne çabalarla, ne güçlüklerle, nelerle boğuşarak, hangi belalar atlatılarak verildiğini idrak edemiyorlar.
Çünkü hangi ülkede yaşadıklarını ne yazık ki bilemiyorlar.
İstedikleri hemen sağlanamayınca huysuzlaşıyorlar, "bana bak başbakan" diye efelenip sonra da "beni iktidara sen mi getirdin" yanıtını alınca şaşırıyorlar. Kimisi "iktidar yanlısı görünmek kendi mahallesinde huzursuzluk yaratacağı için", kimisi "ne de olsa muhalif gazetede çalıştığı için patronu ve yönetimi hepten de kızdırmamak kaygısıyla" ara sıra "çakmak" zorunda hissediyor kendini, vicdanını rahatlatıyor.
Burunlarının dibinden mermi geçmedi ki hiç...
İki kere ağır cezada yargılandım, hakkımda açılmış asliye ceza davalarının sayısı da beş yüzü aşkındır, bunların kimisinin yaşadığı tek dava boşanma davasıdır ömründe.
Onlara sorarsanız, iktidar Türk faşistlerinin canına okumalı ama Kürt faşistlerine dokunmamalı! Hele arkadaşlarıysa...
Bu kafayla bakalım nereye varacaklar? Herhalde, eski partileri YDH nereye vardıysa, oraya...
Efendim bir de işe yaramadığı, yazıları okunmadığı, haksız yere para aldığı için kapının önüne konulunca "beni başbakan yaktı" diye ağlayanlar var ki, o da ayrı bir komedi filmidir. Ama hangisi Orçun, hangisi Nurhayat, hangisi Açılay, hangisi Çağatay, ayrıntısına girmem.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)