Cari açık meselesi ülkemizde biraz özenli, çok donanımlı bir biçimde ele alınması gereken bir konu.
Yaklaşık bir hafta önce açıklanan cari açık verileri Mart 2011'de aylık cari açığın 9.8 milyar dolara, Ocak-Mart 2011 döneminde de 22 milyara yükseldiğini göstermektedir.
Cari açık bir ülkenin döviz kazandırıcı faaliyetleri ile döviz tüketen faaliyetleri arasındaki, sermaye hareketleri ve rezerv (MB) değişiklikleri hariç, negatif farka denmektedir.
Merkez Bankası rezervleri sınırlı, sermaye hareketleri ise belirsizliklerle malul olabildiği için cari açığın bu boyutlara ulaşması, sürdürülebilirlik açısından her iktisatçının ilgisini haklı olarak çekmektedir.
Türkiye ekonomisinde cari açık, ekonominin girdi-çıktı tablosunun yapısı veri iken, adeta yapısal bir mesele, bugünden yarına kolaycı çözümler yok.
Özellikle ekonominin hızlı büyüdüğü dönemlerde Türkiye ekonomisi önemli cari açık oranları (GSYH%) üretiyor.
Söz konusu yüksek cari açık oranları (GSYH%) üretime bağlı enerji ve yatırım malları ithalatından kaynaklanıyor.
Bu durumda cari açık meselesini çözmek için neler yapmalıyız sorusunun cevapları da üç aşağı beş yukarı belli; tek tek ele almaya çalışalım.
Birinci çözüm (!) Türkiye'nin büyüme oranlarını çok aşağıya çekerek büyümeye bağlı enerji ve yatırım malları ithalatını azaltıp cari açık baskısını hafifletmek; düşük büyüme temelli bir çözümün ne kadar çözüm anlamına geleceğini okurun takdirine bırakıyorum.
İkinci çözüm (!) Türkiye'nin gümrük birliği hukuk çerçevesinin dışına çıkarak yeniden ithal ikameci bir modele (!) yönelmesi; bu çözümün (!) Türkiye'nin sonu olabileceğini sadece düşünmüyorum, biliyorum.
Üçüncü çözüm ihracat ağırlıklı bir büyüme modelini benimsemek; bu çözüm, dış ticaret açığını sıfırlamaya ya da pozitife geçirmeye yönelik çözüm arayışı tartışılması gereken bir model. İhracat çekişli bir büyüme modelinin ücretler genel seviyesini baskılaması, hatta sosyal hukuk devleti ilkesi ile çatışma ihtimali az bir ihtimal değil, bu nedenden iyi araştırılması şart.
Dördüncü çözüm, ekonominin yapısal bir sıçrama ile bilgi teknolojileri ağırlıklı bir üretim ve ihracat modeline geçebilmesi ama bu geçişin nasıl olabileceğine yönelik elimizde ipuçları henüz pek yok ama orta vadede gerçek çözüm muhtemelen burada aranacak.
Beşinci çözüm mevcut yapıyı kabullenmek ve sermaye hareketlerine dayanarak, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını senede elli milyarın çok üzerine taşıyarak cari açığın krize dönüşmesini engellemek.
Türkiye son senelerde bu çözümü tercih ediyor; bu çözümün en büyük avantajı cari açığın finansmanının gerçek bir ileri demokrasiye ve hukuk devletine ihtiyaç duyurması, hatta zorunlu kılması. Bu modelde cari açık Türkiye'nin batı demokrasileriyle kurduğu bir hukuk köprüsü niteliği kazanıyor.
Bakalım önümüzdeki senelerde hangi çözüm tercih edilecek.