6 Şubat 2012 Pazartesi

Sıkıcı bir konu: CHP

Ben "CHP adam olmazsa bu ülkede demokrasi de olamaz" diye düşünen, gün aşırı CHP'ye "N'olur değiş" çağrısı yapan köşe yazarlarından değilim açıkçası.

En son CHP değerlendirmelerimi Kılıçdaroğlu başkanlık koltuğuna oturduğu sıralarda yapmıştım, yanılmıyorsam. O zamandan bu yana bu parti hakkında yazmaya değer bir şey bulamadım. Kılıçdaroğlu'yla ya da partinin diğer önde gelenlerinin çeşitli açıklamalarıyla polemikler yapmadım değil, ama öyle uzun boylu bir CHP analizi yaptığımı hatırlamıyorum.
Malum, kurultay oluyor, bugünkü yazımı da CHP'ye ayırayım, dedim. (Herhalde bir tane de seçimli kurultayda yazarım.)
X x x
Ben epey bir zamandır CHP'ye "Değiş, gözünü aç, Türkiye'nin gerçeklerini gör, dünyanın gerçeklerini gör" diye çağrılar yapıp duranların havanda su dövdüğünü düşünüyorum.
CHP'yi yönetenler aptal değil, sizin bizim kadar görüyorlar dünyanın ve Türkiye'nin nereye gittiğini. Eğer buna rağmen bu çizgiyi izliyorlarsa bir bildikleri var:
Bildiğiniz gibi bu parti son birkaç yıldır hiç ummadığı bir şekilde "yetim ve öksüz" kalmanın travmasını yaşıyor.
Zira CHP, (en azından) 28 Şubat'tan bu yana sırtını vesayet rejimine dayayarak siyaset yapan bir parti haline gelmişti. AK Parti'yi darbe, muhtıra ya da Anayasa Mahkemesi kararlarıyla iktidardan düşürtüp yeni kurulacak iktidardan pay kapmak, değişmez siyasi çizgileri haline gelmişti.
Ne var ki, "kolay siyaset"in sonu geldi. Sırtlarını dayadıkları vesayet rejimi çöktü. Ordunun sırtından iktidar ortağı olma günleri geride kaldı.
İşte bu noktada, karşılarında iki yol vardı: Ya tepeden tırnağa değişecek ve sadece yeni bir program değil, aynı zamanda "yeni bir taban" edineceklerdi ya da o güne kadar yüklendikleri misyonu kendi başlarına yürüteceklerdi.
Sağlamcı bir yol izlediler.
İzledikleri Kemalist-vesayetçi çizginin şu anda "siyaset pazarında" yüzde 20-25 kadar sabit bir "müşterisi" olduğunu hepimiz biliyoruz.
Peki kim bu müşteri?
Bu taban CHP'nin 28 Şubat'tan bu yana şiddetlenerek süren, artık sonunda Ergenekon'a kol kanat germe noktasına varan darbeci-vesayetçi çizgiye destek veriyor. Türkiye'de yaşanan olgular onun gözünü açamıyor; çünkü bu kesimin direnişi esas olarak psikolojik. Bu psikolojik direnişin ardında şimdiye kadar edindiği bütün bilgilerin yanlışlanma korkusu, bütün değerlerin altüst oluşunun yarattığı travma yatıyor. AK Parti bu insanların özgüvenini sarsıyor; "ilerici" kimliğini çalarak onların "sağcı-gerici" kesim karşısında hissettiği üstünlük duygusunu yok ediyor.
Uzatılabilir ama uzatmayalım...
CHP yöneticileri de gayet iyi biliyor ki bu "müşteri" kitlesinin genişlemesi pek düşünülemez. Ama onları ilelebet ana muhalefet olarak tutmaya da yeter. Eğer gerçekten değişmeye kalkarlarsa cepte hazır olan bu oyu da tehlikeye atmış olurlar. Dolayısıyla, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmamak düşüncesiyle, ana muhalefet partisi olmanın siyasi gücüyle ve toplumsal prestijiyle de yetinerek geleneksel tabanlarına sıkı sıkıya sarılıp oturmak...
Bu arada, en fazla yapabildikleri şey değişmiş gibi görünerek, "pazarda" hiç değilse üç-beş puanlık bir büyüme sağlayabilmek... İstiyorlar ki, bu değişiklikler makyaj düzeyinde kalsın, partinin Kemalist, vesayetçi ve otoriter özü değişmeden korunsun.
Ama gördüğünüz gibi, günümüzün bilinçli tüketicisiyle o da mümkün olmuyor
.
Sıkıcı bir konu: CHP - Gülay GÖKTÜRK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder